Erdoğan: HDP’nin baraj altında kalması bir risk değil

Erdoğan, HDP’nin barajı aşmamasının ülke açısından bir risk yaratıp yaratılmayacağına ilişkin soru üzerine “Barajın altında kalan parti neticeyi kabullenmek durumundadır” cevabını verdi.

Erdoğan: HDP’nin baraj altında kalması bir risk değil

Suriye meselesinde geçiş süreci sonrasında Esad’lı bir yönetim düşünülemeyeceğini, IŞİD’in en büyük destekçisinin Şam rejimi olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le Türkiye, ABD ve Rusya’nın bu konuda üçlü bir adım atmasına ilişkin olarak görüştüklerini söyledi.

Milliyet gazetesinden Serpil Çevikcan'ın haberine göre, “Teröristlerin anladıkları dil neyse kendilerine o şekilde mukabele edeceksiniz. Bu işin orantısı olmaz” diyen Erdoğan, HDP’nin 1 Kasım’da baraj altında kalmasının Türkiye açısından bir risk olup olmayacağı sorusuna, “Tabii ki risk değildir. Demokrasilerde sandıktan çıkan neticeye razı olunur” yanıtını verdi.

Erdoğan, Moskova gezisine eşlik eden gazetecilerin sorularına şu yanıtları verdi:

Putin’le hangi konuları ele aldınız?

İkili ilişkileri, bölgesel konuları konuştuk. Bunların başında da Suriye geliyor. Türk Akımı Projesi, ulaşımla ilgili bazı sıkıntılar da dahil olmak üzere genelde ikili ilişkiler üzerinde duruldu. Sıkıntıları süratle nasıl aşabileceğimizi konuştuk. Ticaret hacmimizde düşüş var; tekrar nasıl ivme kazandıracağımıza ilişkin görüş teatisinde bulunduk. Son derece verimli bir ziyaret oldu. Putin BM Genel Kurulu için New York’a gidecek. Suriye meselesi gibi konular orada da konuşulacak. Süreci Dışişleri Bakanlarımız aracılığıyla takip edeceğiz. Diğer konuların da enerji bakanlarımız, karma ekonomik komisyon tarafından takip edilmesi talimatını verdik.

Suriye konusunda Türkiye ile Rusya arasında görüş ayrılıkları var. Bir ilerleme kaydedilebildi mi?

Dışişleri bakanlarımız Soçi’de bir görüşme yapmışlardı. Oradan hareketle bazı adımlar atılabilir mi diye bir düşüncemiz var. Mesela ilk etapta, Türkiye, ABD ve Rusya, üçlü bir adım atsalar; dışişleri bakanlarımız bu konuyu değerlendirmek üzere bir araya gelseler. Bilahare SuudiArabistan ve İran’ın katılımları ile bu beşli de olabilir. Daha sonraki süreçte buna Avrupa Birliği,Katar ve Ürdün de dahil olabilir. Bunları konuştuk. Zannediyorum BM Genel Kurulu karar öncesinde konuya ilişkin değerlendirmeler için de bir vesile olabilir.

Üç ülke bahsettiğiniz şekilde bir araya geldiklerinde toplantının içeriği ne olacak?

Suriye meselesinde konu genelde bir noktada kilitleniyor: Esedli bir Suriye mi olacak yoksa Esedsiz bir Suriye mi? Kimileri Esed ile devam edilmesinden yana. Biz de diyoruz ki, normalleşme için önce bir geçiş süreci olmalı. Geçiş süreci sonrasında Suriye’de Esedli bir yönetim düşünülemez. Çünkü Suriye’de muhalefetteki herkesin ortak bir kanaati var: Esed ile bir şey yapılamaz. DAİŞ, Esed’den kopuk gibi gözükse de esasen Esed’den kopuk değil. DAİŞ’in en büyük destekçisi Şam rejimidir. DAİŞ, çıkardığı petrolü kime veriyor? Şam rejimine...

Bunları muhataplarınıza anlattığınızda ne diyorlar? Kanaatlerini değiştirmeleri söz konusu oluyor mu?

Kanaatler kolay değişmiyor tabii ki. Kendi hafıza kayıtlarında ne varsa ondan taviz vermeye yanaşmıyorlar. Mesela Esed giderse DAİŞ’in geleceğini düşünenler var. Oysa niçin DAİŞ gelsin? Esed giderse halk gelir. Suriye’in yetişmiş insanları var ama bu yetişmiş insanlara zemin oluşturmak lazım. Bizim ülkemizde de Avrupa ülkelerinde de Suriye’de elini taşın altına koyabilecek yöneticiler var; yetişmiş, kaliteli insanlar bunlar. Ama kimileri, bu gerçeği görmek yerine, “Esed giderse DAİŞ gelir” demekte ısrar ediyor. Halihazırda Suriye’nin yüzde 35’i DAİŞ’in kontrolünde. Esed ise ülkenin yüzde 15’ini kontrol edebiliyor. Şam’dan başlayıp Humus, Hama üzerinden Lazkiye’yle Akdeniz’e açılan bir butik devlet kurma peşinde.
Geçiş süreci için bir takvimden söz etmek mümkün mü?
Tarafların olumlu yaklaşımının sağlanmadığı bir ortamda takvimi konuşmanın anlamı yok.

Mülteci meselesi, Türkiye’nin güvenli bölge konusundaki yaklaşımının daha fazla destek görmesini sağlayacak bir hava oluşturmuş gibiydi. Ancak tam bu sırada Rusya’nın Suriye’de askeri varlık gösterme girişimleri hız kazandı. Bu durum Türkiye’nin terörle mücadelesini nasıl etkiler?

Ruslar, ‘Türkiye için terör konusunda herhangi bir olumsuzluğa biz asla göz yummayız’ diyorlar. Biz de kendilerine Suriye ile 911 km sınırımız olduğunu hatırlattık. Dolayısıyla bizim ülkemizin durumu elbette farklı. İcabında NATO ile farklı adımlar atabiliriz. Farklı hassasiyetlerimiz olabilir. Mesela, PYD bize göre terör örgütü. Ama ABD, PYD’yi savunabiliyor.

Rusya nasıl bakıyor PYD’ye?

ABD gibi bakmıyorlar. Ruslar tamamen DAİŞ’e odaklanmış durumda. Ama PYD noktasında ABD’nin bulunduğu yerde değiller. Biz, DAİŞ, PKK, PYD dahil tüm terör örgütlerine karşı mücadele halindeyiz. Bize göre PYD, PKK ile ilintili.

Kimileri diyor ki: ‘Ortadoğu’da bir oyunun sonuna geliniyor. Türkiye’nin bölgede söz sahibi olması istenmiyor; rol çalmaması için de Türkiye’ye değişik biçimlerde pres uygulanıyor’. Bu görüşe katılıyor musunuz?

Bizim rol çalmak gibi bir derdimiz yok. Güç devşirme diye de bir derdimiz de yok. Somut bir soruna çözüm bulma derdindeyiz. Malum 911 km’lik sınırımız var, kaostan kaçanlar ülkemize geliyor. Terörden arındırılmış güvenli bölgeyi de yerlerinden yurtlarından olan bu insanlar için istiyoruz. Bu insanlar ülkelerine dönmek istiyorlar. Güvenli bölge sağlanırsa oraya iskan edilmeleri mümkün.

Başbakan Davutoğlu ile sizin aranızı açmaya çalışanlar olduğundan bahsediliyor. Bunun bir tuzak olduğunu söyleyenler de var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

(Tebessüm ederek) Bu konuda bir şey düşünmek istemiyorum. Şunu biliyorum. Türkiye, 2023 hedeflerini inşallah yakalayacaktır. Tuzağa düşenler olabilir tabii. Ama ben birilerinin kurduğu o tür tuzaklara düşmem.

1 Kasım seçimleri için meydanlara inecek misiniz?

7 Haziran seçimlerinde devletin birikmiş bir çok resmi açılışları vardı. Bunların açılışlarını yapmamızı istedikleri için bu talepleri yerine getirmiştik. Şimdi o türden bir durum söz konusu değil. Ama özel sektörün yaptığı bazı ciddi yatırımlarla ilgili birkaç açılış olabilir. Ekim ayı içesinde Strasburg’da vatandaşlarımızla bir araya geleceğim, Brüksel’de ödül törenine katılacağım, Japonya ziyaretim olacak. Almanya’da da vatandaşlarımızla buluşma olabilir. Önümüzdeki süreçte, Washington’a gidip orada malum külliyemizin açılışını da yapacağız inşallah.

Rusya ile Suriye konusundaki görüş ayrılıklarının sürdüğü bu ortamda, Türk Akımı ve nükleer santral gibi projelerle ilgili son durum nedir?

Nükleer santral için şu ana kadar Rusya’dan Türkiye’ye gelen kaynak 3 milyar doları buldu, liman çalışmaları devam ediyor. Bu işi biraz daha hızlandırmayı da konuştuk. Türk Akımı konusunda Rusya herhangi bir olumsuz tavra sahip değil. Şu an itibarı ile dört hat söz konusu. 15 milyar metreküp Türkiye için 48 milyar metreküp Avrupa için. Bu konuda bazı müzakareler var. “Önce bir hat yapılsın” şeklinde bir yaklaşım var. Biz ise “yapılacaksa dört hat birden yapılsın” diyoruz. Bakanlarımız ve kurumlarımız bununla ilgili görüşmeye devam edecekler.

ABD’nin Batı ülkelerinin buna itirazları olduğu da biliniyor...

AB, Nabucco nedeniyle Türk Akımı’na sıcak bakmıyor olabilir tabii. Ancak Avrupa Nabucco için ne para koydu, ne de gazı buldu. Bu hususta üç T çok önemli: Tedarik, transit, tüketim. Bu üçünü halledemezseniz bu işi yapamazsınız. Nabucco’yu Ankara’da ta ne zaman imzaladık ama o günden bugüne atılmış adım yok. Azerbaycan işi hızlı tuttu TANAP’ı devreye soktu. TANAP’a biz de üçte bir civarında ortak olduk.

Bir gazete, AK Parti’deki Kürt kökenli vekillerin fotoğraflarını basarak, bu durumun yerli ve milli tanımıyla örtüşmediğini savundu...

Bu tam bir akıl tutulmasıdır. Benim o tanımımda asla bir ayrımcılık söz konusu değil. Benim yerli ve milliden kastım, bu memleketin dertleriyle dertlenen insanlardır. Dolayısıyla bu tanımda, Türk, Kürt biçiminde herhangi bir ayrımcılık yok. Ülkemizin vatandaşları, Türk, Kürt, Zaza, Ermeni, Laz ve benzeri orijinli olabilir. Etnik köken, yerli ve milli olmaya mani değildir. Bu bir zihniyet, aidiyet meselesidir. Nitekim benim başbakanlığım dönemimde Doğu’ya veGüneydoğu’ya ne denli yatırım yapıldığını o bölgedeki vatandaşlarım gayet iyi biliyor. Şimdi oralardaki bazı belediyelerse, şehirlerine hizmet yerine güvenlik güçlerini engellemek için iş makineleriyle asfaltı yarmak, hendek kazmakla meşgul! Şunu söyleyeyim: Yerli ve milli tanımından rahatsız olanlar, bunu çarpıtarak bundan ayrımcılık çıkarmaya kalkışanlar, milli kimdir gayri milli kimdir farkında bile değiller. O tür başlıklar atanların kendileri yerli değil; sıkıntı burada. Başlıkları bile üst aklın tavsiyesiyle attıklarını düşünüyorum. Üst akıl yerli ve milli olmayacağına göre onlar da yerli ve milli olmayanların maşası konumunda.

Milli ve yerli ifadesinin etnisiteyle bir ilgisi olmadığını mı söylüyorsunuz...

Elbette ilgisi yok. Dikkat ederseniz ben uzun zamandır dört başlığı hep işledim: Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Tek millet, toplumdaki tüm etnik unsurları kapsıyor. Kürt, Türk, Çerkes, Abaza, Arap, bütün etnik unsurlar dahildir millet kavramına. Tek bayrak diyoruz. Çünkü bizim tek bir milli bayrağımız var. Tek vatan diyoruz. Bununla 780 bin kilometrelik vatan toprağını kastediyoruz. Bu vatan toprakları üzerinde operasyon yapılmasına müsaade etmeyiz. Tek devlet diyoruz. Çünkü paralel devlet yapılanmalarına izin veremeyiz. Paralel devlet sadece malum yapı ile alakalı değil. Sözüm ona öz yönetim diyerek paralel yapılar oluşturma teşebbüslerine de müsaade etmeyiz.

İstanbul’da teröre karşı yapılan mitinge ilgi nasıldı size göre?

Kısa sürede kararlaştırılmış ve de bayram öncesinde yapılmış olmasına rağmen ilgi son derece iyiydi. Emniyetin verdiği rakama göre yaklaşık 1 milyon kişi katıldı bu mitinge. Pek çok kanalda canlı yayınlandığını, ekran başındaki izleyicileri de hesap ederseniz, mitingin etkisinin katılımcılarla sınırlı olmadığı da ortada. Beklenen neticenin alındığına inanıyorum. Bu tür şeyler olacak. Milli ve yerli liderler, seçim sath-ı mailinde de bunlara sahip çıkacaktır.

Türkiye’nin terör örgütüne karşı düzenlediği operasyonlar karşısında bazı Batılı yetkililerin “orantılı güç” çağrısı yapmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Terörle mücadelede gereken neyse yapılır. Teröristlerin anladıkları dil neyse kendilerine o şekilde mukabele edeceksiniz. Bu işin orantısı olmaz. Kandil’e operasyonlar ülkemizin, vatandaşımızın güvenliğine yönelik terör tehdidini ortadan kaldırmak için. Bazı yerlerde sokağa çıkma yasağı ilanı da esas itibarıyla oralardaki vatandaşımızın güvenliği için yapılıyor. Amaç teröristleri ayıklamak suretiyle orada huzur ve refahı sağlamak.
Sivil kayıplar konusunda terör örgütü ve destekleyenlerinin bölge halkı nezdinde yaptığı propaganda konusunda halka tavsiyeniz nedir?
Terör konusunda dik duruş önemli. Bu açıdan bazı vilayetlerdeki vatandaşlarımızın terör karşısında dik durmalarını takdirle karşılıyorum. Bu diğer vilayetlere de yansımalı. 6-7 Ekim olaylarında ölenler siviller değil miydi? Terör örgütü ve uzantıları yalan üzerinden algı operasyonu yapma derdinde. Yalanları tekrar etmek suretiyle bir süre sonra o yalanların adeta doğruymuş gibi algılanmasını sağlama peşindeler. Terör örgütünü arkasına alan malum parti yalanı bolca kullanıyor. Yalanlarla kendisine oy devşirmeye çalışıyor. Bu yalanlar karşısında milletimize doğruları anlatmak büyük önem taşıyor.
HDP önümüzdeki seçimlerde baraj altında kalırsa bu Türkiye açısından bir risk midir?
Tabii ki risk değildir. Demokrasilerde sandıktan çıkan neticeye razı olunur. Kaldı ki bahsettiğiniz parti 80 vekil çıkardı da ne oldu? Her tarafı yakıp yıkmadılar mı? Hangi parti olursa olsun, barajın altında kalan parti neticeyi kabullenmek durumundadır.

Hükümetin vakti zamanında terör örgütüne Öcalan’ın serbest bırakılması da dahil çeşitli sözler verdiği; bunların yerine getirilmemesinin yeniden çatışma ortamına yol açtığı iddiaları için değerlendirmeniz nedir?

Bunların tümü yalan. Mesela Sayın Bahçeli başbakan olduğum dönemde benim ve AK Parti’den bazı siyasetçilerin Öcalan’la görüştüğü iddiasında bulunmuştu. “Benim ada ile bir görüşme yaptığımı ispat ettiği anda ben siyasetten çekilmeye hazırım! Partimden herhangi bir vekilin öyle bir görüşme yaptığını ispat ederse de ben hemen gereğini yapacağım. Ancak ispat edemezse, kendisi siyasetten çekilecek mi?” diye sordum. Cevap gelmedi tabii. İspat edemediler ama zaman zaman bu tür şeyleri tekrarlamaktan da geri durmadılar. Bunlar, “yalanı defaatle kullan, belki inanan birileri çıkar” mantığıyla hareket ediyor. Şahsımla, ailemle, özellikle MİT’le ilgili olarak hep yalan tekrarına dayanan bu yöntemi kullanıyorlar. 
Sponsorlu Bağlantılar
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.